Silkelenme Vakti,Mayıs
Bugünlerde her yaşadığım gün,aklıma güzel anılarla kazınıyor. Aktif geçen her gün böyle sanırım. Evde boş durduğumda yada tüm günü çalışarak geçirdiğimde, geriye düşündüğüm tek şey ne kadar sıkıcı olduğu.
Sizinle paylaşmak istiyorum.Tarih 30 Nisan. Haberlerde söyleniyor ki 1-2-3 Mayıs tarihleri sokağa çıkma yasağı olacak. Artık kaç haftadır alışmışız bize vurmaz evde kalmak diyerekten, perşembeden (30 nisan) annemle birlikte Foça tarafına doğru gidiyoruz. Planımız ise, Madem Sokağa çıkma yasağı var ve bahçemize gidemiyoruz, o zaman fidan ve saksı alalım balkonu biraz yeşillendirelim. en azından vakit geçiririz.
menemen yolu üzerinde bir fidancı da duruyoruz. Hatrı sayılır büyüklüğü var yerin. Epey kalabalık. Ulukent-Menemen ortasında Prefabrik yerin yanı diyebilirim ismine bakmadım bile. Benim aklım o minicik fidelerde. Yumurtaya can veren Allah, bu toprak yeşillikten nasılolur büyür hemde benim elimden diyorum.
Gözüme çarpan minik çilekler, çeri domates, maydonoz, dereotu, biber oluyor. Böyle topluca büyük bir poşete 10-15 tl gibi ödeyip çıkıyoruz.
Anneme aktaramıyorum ama o kadar heyecanlıyım ki toprağa karışacağım, birine can vereceğim:Gözünün içine bakacağım büyümesi için. Hergün su verip konuşacağım.
Yolun devamında bir köy pazarına rastladık. Hava nasıl sıcak anlatamam. Ağzımızda maske,ellerde eldivenler. Sanki birşey bizi esir ediyor. Özgürleşemiyoruz. Kocaman bir bez çantayı sırtıma yükleyip dalıyorum pazara.
Altın bulmuş gibi, enginarlara, yeşilliklere saldırışımı görmenizi isterdim.
Al işte gerçek Alev diyorum. Mutlu olduğun an.Bedenine yararlı olacak her cisim sende farklı bir haz yaratıyor. Bunu karşı tarafa nasıl anlatırsın ki.
0,50 krs enginar.
4,00 tl çilek
0.25 krs maydonoz derken.
Biz baya 2 3 saat kendimizi kaybediyoruz annemle..
Son 2 aydır hiçbir arkadaşımla görüşemiyorum, sağlık önemli diyerekten. Annem iyi ki var. Bana can yoldaşı oluyor. Eksikliğini göstermesin Allah.
Bir perşembe için epey hareketli ve keyifli bir zaman oluyor. Bu arada biz bu köy pazarlarına organik mevzusuna epey alıştık. Ne dersin bundan 10 yıl sonra tamda böyle bir yaşamda kendimi görüyor muyum? Belli olmaz.
Evet gelelim hafta sonuna.
1-Mayıs , 60 m2 balkon var. Muhteşem manzara ,tüm zamanımı geçirdiğim yer burası. Son zamanlarda dünyam burası . Tüm günü abartmıyorum topraklarla üstümü başımı çamur ederek geçiriyorum. Attığım enerjiyi size anlatamam. Ama görselleri paylaşırım .
2-Mayıs , e aldığın unlar boşuna mı geçecek Ateş hanım diyerek. Atıyoruz kendimizi evde makarna erişte yuğurup kesmeye.
Bizim evde ekmek yenmez o yüzden sarıyoruz. Makarnaya.
kısa bir hatırlatma yapayım liste aşçılık mezunuyum, 6 ayda hamur açmayı öğrendi bu minik ellerim. Ama mutfağa ilgisi olmadığından kendisini hiç göstermedi.
neyse ki pas tutmamışım, form yerinde. Kendime hayran kalıyorum. Hatta annem genelde beceriksiz der bana, o bile şaşırıyor neden bunca zaman yapmadın diye...
Ah be annem vakit mi var. Hayat o kadar yoğunluğuna o koca boşluğuna atmış ki, kurtaramıyorum kendimi, spor , 2.üniversite ,kurslar, iş derken. Evimi, ailemi, yaşadığım yeri tanımaya zerre vakit harcamamışım
Şükür diyorum, Bu virüs çıktı da biraz duruldum.
hayat sana gösteriyor ne zaman ne yapman gerektiğini kendini akışa bırak dedikleri bu işte.
Bu arada 04.05 itibariyle ofiste çalışmaya başlıyorum artık.
Böyle kendimce hareketli geçen hafta sonrası pazartesi şırakkk diye kafama balta vurmuş kendimi fabrikada buluyorum.
Hurda-metal kokusunu özlemiş. Bu bomboş ofiste tek başıma çalışmayı, yankı yapan sesimi duymayı, Çamur olan ayakkabılarımı, Saatlerce işe gömülmeyi. su gibi geçen zaman beynimi bir o kadar yoruyor..
İnanın gözümde yok, dönüş yolu gözümde büyüyor. Kendimi daha ilk günden bir yandan mutlu bir yandan yorgun hissediyorum,oysa bugün pazartesi...
04.05, saat 16.00 , geçtiğimiz hafta bir arkadaşıma verdiğim sözü hatırlıyorum.iş sonrası seni görürüm sohbet ederiz dediğimi anımsıyorum.
Hava o kadar yağmur ki, böyle karışık ruh halinde 1 saat boyunca gelgitler yaşıyorum.En sinir olduğum özelliğim Kararsızlığım.
Sonuç mu ,tabiki sözüme sadık kaldım. Gittim. Müthiş güzel bir aile, iftar yemeği, aşık olduğum manzara, yeşillik, müthiş huzur kokusu. İliklerime çekiyorum.
Akşamı oraya yakında komşumuzda geçirip , prefabrik evde bahçede kalıyoruz.
Birlikte uykusuz geçen bir akşam sonrası.
İşin 2. vakti.
Yıkılmamak için kendimi son gaz motive etme çabası. Bu da benim en sevdiğim özelliğim. Bukalemun gibi. Bazen yorgun anlarımda da güçlü görünebilirim.
Bir önceki gün yağmur ve berbat olan hava 2. gün aksine o kadar sıcak ki.
İnsanın kendini denize atası geliyor. Ama 1 sn ben denizde değil. Hurda fabrikasının içindeyim:))
Durun size bu yoğunlukların üstüne olanı anlatayım.
05.05 saat 17:10, aklıma bugün italyanca kursu başlayacağı geldi. saat 19:00 de.
peki saat 20:14 iftar var. Ben nasıl yetişeceğim bu tempoya.
evet anlatayım, uykusuzum. Açım eve nasıl geldim 60 km'yi 35 dk da. Nasıl 1 saatte yemek yaptım.
Kursun bitimi 21:00 sonrası iftar açtım.
sanırım yıkılmamak için beni ayakta tutan şey tatlı tüketmek :))
Ohh be ben bu tempoyu özlemişim. Sinirlenmek yok, herşey sırayla.
verimli geçirdiğin günleri, yaşamından say.
Boş geçenleri ise kendine yaptığın kötülükler..
Esas bu ben, yoğunluklar içinde kendini bulan. Bu yoğunlukta yorgunluktan haz alan, çevreye hizmet etmek için yaratılmış. kendimi tanıyorum.
Sıra sizde. kendinizi tanıyın, değiştirin davranışları. Görün neler oluyor.
Sevgiyle ve sağlıkla kalın..
Sizinle paylaşmak istiyorum.Tarih 30 Nisan. Haberlerde söyleniyor ki 1-2-3 Mayıs tarihleri sokağa çıkma yasağı olacak. Artık kaç haftadır alışmışız bize vurmaz evde kalmak diyerekten, perşembeden (30 nisan) annemle birlikte Foça tarafına doğru gidiyoruz. Planımız ise, Madem Sokağa çıkma yasağı var ve bahçemize gidemiyoruz, o zaman fidan ve saksı alalım balkonu biraz yeşillendirelim. en azından vakit geçiririz.
menemen yolu üzerinde bir fidancı da duruyoruz. Hatrı sayılır büyüklüğü var yerin. Epey kalabalık. Ulukent-Menemen ortasında Prefabrik yerin yanı diyebilirim ismine bakmadım bile. Benim aklım o minicik fidelerde. Yumurtaya can veren Allah, bu toprak yeşillikten nasılolur büyür hemde benim elimden diyorum.
Gözüme çarpan minik çilekler, çeri domates, maydonoz, dereotu, biber oluyor. Böyle topluca büyük bir poşete 10-15 tl gibi ödeyip çıkıyoruz.
Anneme aktaramıyorum ama o kadar heyecanlıyım ki toprağa karışacağım, birine can vereceğim:Gözünün içine bakacağım büyümesi için. Hergün su verip konuşacağım.
Yolun devamında bir köy pazarına rastladık. Hava nasıl sıcak anlatamam. Ağzımızda maske,ellerde eldivenler. Sanki birşey bizi esir ediyor. Özgürleşemiyoruz. Kocaman bir bez çantayı sırtıma yükleyip dalıyorum pazara.
Altın bulmuş gibi, enginarlara, yeşilliklere saldırışımı görmenizi isterdim.
Al işte gerçek Alev diyorum. Mutlu olduğun an.Bedenine yararlı olacak her cisim sende farklı bir haz yaratıyor. Bunu karşı tarafa nasıl anlatırsın ki.
0,50 krs enginar.
4,00 tl çilek
0.25 krs maydonoz derken.
Biz baya 2 3 saat kendimizi kaybediyoruz annemle..
Son 2 aydır hiçbir arkadaşımla görüşemiyorum, sağlık önemli diyerekten. Annem iyi ki var. Bana can yoldaşı oluyor. Eksikliğini göstermesin Allah.
Bir perşembe için epey hareketli ve keyifli bir zaman oluyor. Bu arada biz bu köy pazarlarına organik mevzusuna epey alıştık. Ne dersin bundan 10 yıl sonra tamda böyle bir yaşamda kendimi görüyor muyum? Belli olmaz.
Evet gelelim hafta sonuna.
1-Mayıs , 60 m2 balkon var. Muhteşem manzara ,tüm zamanımı geçirdiğim yer burası. Son zamanlarda dünyam burası . Tüm günü abartmıyorum topraklarla üstümü başımı çamur ederek geçiriyorum. Attığım enerjiyi size anlatamam. Ama görselleri paylaşırım .
2-Mayıs , e aldığın unlar boşuna mı geçecek Ateş hanım diyerek. Atıyoruz kendimizi evde makarna erişte yuğurup kesmeye.
Bizim evde ekmek yenmez o yüzden sarıyoruz. Makarnaya.
kısa bir hatırlatma yapayım liste aşçılık mezunuyum, 6 ayda hamur açmayı öğrendi bu minik ellerim. Ama mutfağa ilgisi olmadığından kendisini hiç göstermedi.
neyse ki pas tutmamışım, form yerinde. Kendime hayran kalıyorum. Hatta annem genelde beceriksiz der bana, o bile şaşırıyor neden bunca zaman yapmadın diye...
Ah be annem vakit mi var. Hayat o kadar yoğunluğuna o koca boşluğuna atmış ki, kurtaramıyorum kendimi, spor , 2.üniversite ,kurslar, iş derken. Evimi, ailemi, yaşadığım yeri tanımaya zerre vakit harcamamışım
Şükür diyorum, Bu virüs çıktı da biraz duruldum.
hayat sana gösteriyor ne zaman ne yapman gerektiğini kendini akışa bırak dedikleri bu işte.
Bu arada 04.05 itibariyle ofiste çalışmaya başlıyorum artık.
Böyle kendimce hareketli geçen hafta sonrası pazartesi şırakkk diye kafama balta vurmuş kendimi fabrikada buluyorum.
Hurda-metal kokusunu özlemiş. Bu bomboş ofiste tek başıma çalışmayı, yankı yapan sesimi duymayı, Çamur olan ayakkabılarımı, Saatlerce işe gömülmeyi. su gibi geçen zaman beynimi bir o kadar yoruyor..
İnanın gözümde yok, dönüş yolu gözümde büyüyor. Kendimi daha ilk günden bir yandan mutlu bir yandan yorgun hissediyorum,oysa bugün pazartesi...
04.05, saat 16.00 , geçtiğimiz hafta bir arkadaşıma verdiğim sözü hatırlıyorum.iş sonrası seni görürüm sohbet ederiz dediğimi anımsıyorum.
![]() |
| zeytinyağı fabrikası |
![]() |
| benim gözümden yollar |
![]() |
| o kadar dalmışım ki |
![]() |
| paşa konağı hemde köyün tam ortasınd |
![]() |
| verilen söz tutulmuştur. |
Hava o kadar yağmur ki, böyle karışık ruh halinde 1 saat boyunca gelgitler yaşıyorum.En sinir olduğum özelliğim Kararsızlığım.
Sonuç mu ,tabiki sözüme sadık kaldım. Gittim. Müthiş güzel bir aile, iftar yemeği, aşık olduğum manzara, yeşillik, müthiş huzur kokusu. İliklerime çekiyorum.
Akşamı oraya yakında komşumuzda geçirip , prefabrik evde bahçede kalıyoruz.
Birlikte uykusuz geçen bir akşam sonrası.
İşin 2. vakti.
Yıkılmamak için kendimi son gaz motive etme çabası. Bu da benim en sevdiğim özelliğim. Bukalemun gibi. Bazen yorgun anlarımda da güçlü görünebilirim.
Bir önceki gün yağmur ve berbat olan hava 2. gün aksine o kadar sıcak ki.
İnsanın kendini denize atası geliyor. Ama 1 sn ben denizde değil. Hurda fabrikasının içindeyim:))
Durun size bu yoğunlukların üstüne olanı anlatayım.
05.05 saat 17:10, aklıma bugün italyanca kursu başlayacağı geldi. saat 19:00 de.
peki saat 20:14 iftar var. Ben nasıl yetişeceğim bu tempoya.
evet anlatayım, uykusuzum. Açım eve nasıl geldim 60 km'yi 35 dk da. Nasıl 1 saatte yemek yaptım.
Kursun bitimi 21:00 sonrası iftar açtım.
sanırım yıkılmamak için beni ayakta tutan şey tatlı tüketmek :))
Ohh be ben bu tempoyu özlemişim. Sinirlenmek yok, herşey sırayla.
verimli geçirdiğin günleri, yaşamından say.
Boş geçenleri ise kendine yaptığın kötülükler..
Esas bu ben, yoğunluklar içinde kendini bulan. Bu yoğunlukta yorgunluktan haz alan, çevreye hizmet etmek için yaratılmış. kendimi tanıyorum.
Sıra sizde. kendinizi tanıyın, değiştirin davranışları. Görün neler oluyor.
Sevgiyle ve sağlıkla kalın..














Comments
Post a Comment